Türkiye’de tarlanın ekilmesi için başkasına verilmesi konusunda iki farklı uygulama vardır. Bunlardan birisi, tarlanın belli bir bedel karşılığında kiraya verilmesidir. Bu uygulamada tarla sahibi belli bir ücret alır, çıkan mahsulden hiçbir şey almaz. Diğer uygulama ise tarladan çıkan ürünün bölüşülmesi karşılığında verilmesidir. Bu uygulamaya bazı bölgelerde “yarıcılık” da denilmektedir. Bu durumda tarla sahibi belli bir ücret almamakta; çıkan mahsul, tarla sahibi ile yarıcı arasında anlaştıkları oranda bölüşülmektedir.
Kiraya verilen tarlanın öşrü, Hanefî mezhebinden İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’in de içinde bulunduğu çoğunluğun görüşüne göre, kiracıya aittir. Çünkü öşür; tarlanın değil, çıkan ürünün hakkıdır. Çıkan ürünün tamamını kiracı aldığına göre öşrü vermek de ona düşer. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/334-335; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/349)
Yarıcılığa verilen tarlanın öşrünü tarla sahibi ve kiralayan, hisseleri oranında verirler. Her biri, payına düşen ürünün öşrünü verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/335; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/348)
İyilikte bulunma, sıla-i rahim vb. düşüncelerle tarlanın, akrabalara veya fakir kimselere bedelsiz olarak verilmesi ise dinimizin teşvik ettiği bir davranıştır. Bu şekilde bedelsiz olarak tahsis edilen (ödünç olarak verilen) tarlanın öşrü tarlayı kullanana aittir. Tarla sahibinin herhangi bir yükümlülüğü yoktur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/334; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/348)