Ramazan Yaklaşırken
Recep ve Şaban aylarını geride bıraktığımız şu günlerde müminler için bir rahmet ve mağfiret iklimi olan Ramazan ayını idrak etmek üzereyiz. Bu mübarek ayın, tüm insanlığa, İslam âlemine ve özellikle de ülkemize sağlık, afiyet, huzur ve bereket getirmesini, bizleri Rabbimize yakınlaştırmasını ve ebedi saadeti kazandıracak ameller işlememize vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.
Ramazan ayı, müminler için manevi güzelliklerle dolu, kıymetli ve bereketli özel bir zaman dilimidir. Salih amellerimizi artırmamız, günahlarımızdan arınmamız, birlik beraberliğimiz ve sosyal dayanışmamız için Yüce Allah tarafından bahşedilmiş bir fırsattır. Bu ay, rahmet kapılarının açıldığı ve ebedi kurtuluşa erişme imkânının sunulduğu bir aydır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Ramazan ayı girdiğinde cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlenir.” (Müslim, Sıyam, 1 [1079])
Ramazan Ayının ve Oruç İbadetinin Hikmetleri
Ramazan orucu, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığı yerinde her Müslümana farzdır. Orucun farziyyeti Kur’ân ve sünnetle sabittir. Yüce Allah (c.c.): “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (el-Bakara, 2/183) ayetiyle orucun önceki ümmetlere farz kılındığı gibi İslam ümmetine de farz kılındığını beyan ettikten sonra: “…Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” (el-Bakara, 2/185) ayetiyle de bu ibadetin edâ zamanını ifade buyurmuştur. Hastalık, hamilelik gibi dinen geçerli bir mazereti olmadığı halde oruç tutmamak büyük günah sayılmıştır. Zira Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Allah’ın tanıdığı bir ruhsat olmadan, Ramazan’da bir gün orucunu tutmazsa, bütün yılın orucu bile o günün yerini tutmaz.” (Ebû Dâvûd, Savm, 38 [2396]; bk. Buhârî, Savm, 29)
Allah’ın yapılmasını emrettiği yükümlülüklerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı fiillerde ise büyük zararlar bulunduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Ramazan ayı ve oruç ibadeti, diğer ibadetlere nispetle hem ferdî hem de toplumsal hayatta daha kapsamlı hikmetler barındırır. Nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasını, ruhun arındırılıp yüceltilmesini sağlayan oruç ibadeti, farklı şekilleriyle de olsa bütün ümmetlerde farz kılınan bir ibadet olmuştur.
Oruç, insanın canının çektiği, arzuladığı şeyleri sırf Allah rızası için terk etmek ve nefsin ısrarlı isteklerine sabırla karşı durup kendini tutmaktır. Oruç sayesinde insan, Allah’tan uzaklaştıran günah ve gaflet unsurlarıyla arasına mesafe koyarak ruhuna yönelir ve kendisini manevi yönden geliştirerek nefsini arındırma ve manen yükselme fırsatı bulur.
Oruç, ibadetlerde aranan ihlas özelliğinin, en belirgin şekilde ortaya çıktığı bir ibadettir. Zira kulun oruçlu olup olmadığını yalnızca Allah ile kendisi bilir. Oruç, kulun Allah’a olan sevgi ve samimiyetinin zirveye ulaştığı, her türlü gösteriş ve riyadan uzak bir şekilde ihlasla edâ ettiği bir ibadettir. Bu yönüyle oruç, riya ve gösterişin en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı da en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır. Nitekim Yüce Allah (c.c.) bir kudsî hadiste bu gerçeğe işaret ederek şöyle buyurmaktadır: “Oruç yalnızca benim için edâ edilmiş bir ibadettir. Onun (sayısız) karşılığını da yalnızca ben vereceğim.” (Buhârî, “Savm”, 2 [1894]; Müslim, “Sıyâm”, 30 [1151]) Diğer taraftan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) haber verdiği sırf oruç tutanların cennete girmeleri için hazırlanmış “reyyân” adlı cennet kapısının mevcudiyeti de bu ibadete ve onu edâ edenlere Allah tarafından atfedilen değerin büyüklüğüne delalet etmektedir. (Bk. Buhârî, “Savm”, 4 [1896])
Öte yandan, orucun, insan sağlığına yararları artık tüm dünyada bilinen bir gerçektir. Bu gerçek, sağlık alanındaki uzmanlarca da ifade edilmektedir. Nitekim uzmanlar, oruçla birlikte özellikle mide ve sindirim organlarının dinlenme, bedenin de zehirli birikimlerden arınma ve iyileşme sürecine girdiğini belirtmektedirler. Gün boyu çalışarak yorulan insan bedeni, günün sonunda uyku ve istirahat ile dinlenmeye alındığı gibi yıl boyunca durmadan çalışan ve yıpranan vücudun tamamı da adeta Ramazan ayında dinlenmeye ve bakıma alınmış olur.
Oruç ibadeti, toplumsal açıdan da birçok hikmet ve yarar barındırmaktadır. Ramazan ayı, sosyal yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Bu ayda açlık ve susuzluğun, oruç sayesinde sınırlı bir zamanda tecrübe edilmesiyle kişide şükran, kanaat, empati, merhamet ve yardımlaşma duyguları canlanmaya başlar. Böylelikle kişi, bir taraftan elindeki nimetlerin gerçek değerini fark ederek kendisine bu nimetleri bahşeden Rabbine şükran ve minnetle yönelirken; diğer taraftan da dünyanın muhtelif yerlerinde açlık ve yoksulluk çeken kardeşlerinin hâllerini oruç sayesinde içten içe tecrübe ederek onların sıkıntılarını giderme arayışına girer.
Ramazan Ayının İhyası
Dinin temel hedefi, insanın bu dünyada Müslümanca yaşamasını ve ahirete göçerken de iman dolu bir kalp ile dünyadan ayrılmasını sağlamaktır. Kişinin işlediği günahlar nedeniyle kalp kararır. Kararmış, paslı bir kalple insanın yolunu bulması ise zorlaşır, hatta bazen imkânsız hâle gelir. Ramazan ayında tutulan oruçlar, kılınan teravih namazları, okunan mukabeleler sayesinde günahlarla paslanan kalpler, ibadet nuruyla cilalanır ve Allah’ın manevi ikramlarına nail olur.
Ramazan ayının gecesini ve gündüzünü, oruç, namaz, teravih, infak, Kur’ân tilâveti, zikir, tefekkür, tevbe ve istiğfarla ihyâ eden bir mümin, manevi bir arınma dönemine girer. Ayrıca Kur’ân’ın ifadesiyle bin aydan daha hayırlı bir gece olan (bk. el-Kadr 97/1-5) ve Ramazan ayının son on gününde aranması tavsiye edilen kadir gecesini de ihyâ eden bir mümin, Hz. Peygamber’in (s.a.s.): “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir gecesini ihyâ edenin geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, “Savm”, 6 [1901]) müjdesine erişmiş olur.
İmkanı olanların Ramazan’ın son on gününde itikafa girmesi, bu ayın ihya edilmesinin önemli vesilelerinden birini teşkil etmektedir. Hz. Âişe validemizin aktardığı, “Resûl-i Ekrem ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İʿtikâf”, 1; Müslim, “İʿtikâf”, 5) mealindeki rivayet, bu ibadetin önemli bir sünnet olduğunu bize haber vermektedir. Bu ibadet, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla zamanın belirli bir kısmını camide geçirerek ve bu esnada her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durarak mânevi olgunluğa ermek için önemli vesilelerden biri kabul edilmiştir.
Öte yandan Ramazan ayı, dini geleneklerimizin gelecek nesillere öğretilmesi ve yaşatılması açısından da önemli bir fırsat iklimidir. Ramazan ayında akraba, eş dost ve çocuklarla açılan iftarlar, kalkılan sahurlar, kılınan teravihler, tutulan oruçlar, okunan ve dinlenen hatimler, mukabeleler, verilen sadakalar, zekâtlar ve fitreler özellikle çocukların hafızalarında dinlerini yaşayarak öğrenme ve sonraki nesillere aktarma noktasında önemli kalıcı izler bırakır.
Kur’ân-ı Kerîm’in İndirilmeye Başlandığı Mübarek Ay
Rahmet, mağfiret ve kurtuluş ayı olan Ramazan, aynı zamanda bir “Kur’ân ayı” dır. Çünkü Yüce Rabbimizin bizlere hayat rehberi olarak gönderdiği Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bu ayda indirilmeye başlamıştır. Kur’ân’ın bu ayda yer alan Kadir gecesinde indirildiğini bildiren müstakil surede bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu beyan edilmiştir. (Bk. el-Kadr, 97/1-5) Cebrail (a.s.) ile Hz. Peygamber (s.a.s.) her sene Ramazan ayında bir araya gelir, karşılıklı bir şekilde Kur’ân okurlardı. Bu uygulamanın bir devamı olarak Ramazan ayında camilerde ve evlerde okunan mukabele ve hatimler, müminlerin Kur’ân’ın anlam dünyasıyla buluşmasına da bir vesiledir. Nitekim bu ayın bereketiyle insan, günahların kalbinin ve aklının üzerine örttüğü perdeyi kaldırıp, Kur’ân’ı daha derinden hissederek anlama fırsatı yakalar.
Ramazan Ayının Sonu: Bayram
Bayramlar İslam ümmetinin birlik ve beraberliğinin zirveye ulaştığı, fakir ve zengin arasındaki mesafenin kısaldığı, kısaca toplum olarak huzur ve barışın en üst seviyede hissedilerek yaşandığı şenlik günleridir. Bayramları, otellerde ve tatil beldelerinde insanlardan uzak bir şekilde geçirmek yerine Hz. Peygamber’in sünnetine uygun olarak sıla-i rahim yapıldığı, yaşlıların ziyaret edildiği, çocukların sevindirildiği, fakirlerin unutulmadığı bir zaman dilimi olarak değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda yaşlı bakım evlerinin, sevgi evlerinin ziyaret edilmesi; fakir kimselerin kapısının çalınması, bayramın ruhuna çok uygun davranışlardır.
Canın Sadakası: Fıtır Sadakası (Fitre)
Fıtır Sadakası, yoksulların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmak suretiyle toplumda karşılıklı sevgi ve kardeşlik bağlarının pekişmesine, ihtiyaç sahiplerinin bayram sevincine iştirak etmesine ve böylece bayramın toplumun bütün kesimlerince hep birlikte kutlanmasına imkân sağlar. Bu sayede imkânı olan Müslümanlar paylaşmanın ve yardımlaşmanın sevincini yaşarlar. Ramazan Bayramı’na ulaşmanın bir şükrü olarak sadaka-i fıtır, insan fıtratındaki yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak insan varlığının zekatı kabul edilmiştir. Bu nedenle sadaka-i fıtıra, “can sadakası” veya “beden sadakası” da denilmektedir. Fitre, Ramazan Bayramı’nın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla vâcip olmakla birlikte, fakirlerin bayram ihtiyaçlarını karşılamaları için Ramazan ayı içinde de verilebilir.
Hanefi mezhebine göre Ramazan Bayramı’na kavuşan, temel ihtiyaçlarının ve bir yıllık borçlarının dışında nisap miktarı (80,18 gr. altın veya bu değerde) mala sahip olan Müslümanlar kendileri ve ergenlik çağına ulaşmamış çocukları için fıtır sadakası vermekle yükümlüdürler. Ancak fıtır sadakası ile yükümlü olmak için bulunması gereken nisap miktarı malın, zekatta olduğu gibi “artıcı” özellikte olması ve üzerinden “bir kamerî yıl” geçmiş olması gerekmez. Buna karşılık kişinin ana-babası, büyük çocukları, karısı, kardeşleri ve diğer yakınları için fitre ödeme zorunluluğu yoktur. Fakat bu kişiler için fitre verse geçerli olur. Şâfiî mezhebine göre ise fıtır sadakası vermek farzdır ve bununla yükümlü olmak için belli bir zenginliğe sahip olmak şart değildir. Temel ihtiyaçlarının yanı sıra bayram günü ve gecesine yetecek kadar azığa sahip her Müslüman fitre ile yükümlüdür.
Sadaka-i fıtır, 2026 yılı Ramazan ayının başlangıcından 2027 yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar olan süre için 240 TL olarak belirlenmiş olmakla birlikte her bir kişi, günlük gıda harcamalarını dikkate alarak belirlediği meblağı da fitre olarak verebilir. Belirlenen meblağın, nakdi olarak verilebileceği gibi gıda vb. maddelerden aynî olarak da verilmesi de mümkündür. Bu kapsamda fitre, gıda kolisi veya market çeki olarak da fakirlere verilebilir.
Zekat İbadeti
Dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen nisap miktarında mala sahip olan kimselerin, Allah rızası için belirli kimselere vermekle yükümlü oldukları zekâtın verilme zamanı; zekâta tâbi mallara sahip olunduğu andan itibaren üzerinden bir yıl geçmesiyle başlar. Bununla birlikte daha erken de verilebilir. Ancak zekat vermek için Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir. Bununla beraber kişi, dilerse nisaba ulaşmış olan malın zekâtını yılı dolmadan önce de verebilir. Buna göre kişi, Ramazan ayının bereketinden istifade etmek için zekat yılı dolmadan da fakirleri sevindirebilir. Zekat yılı dolup ödeme zamanı geldiğinde verdiği miktarı, ödeyeceği toplam miktardan düşer.
Sonuç
Sonuç olarak Ramazan; oruçla nefsi arındıran, paylaşma ve yardımlaşma ile toplumsal dayanışmayı güçlendiren, camilerde teravihlerle Müslümanları bir araya getiren, iftar sofralarında gönülleri buluşturan müstesna bir zaman dilimidir. Bu bereketli ayı hakkıyla idrak eden müminler, arınmış kalpler ve paylaşılan sevinçlerle bayramın gerçek anlamına ulaşır. Allah Teâlâ bizleri Ramazan’ı hakkıyla idrak eden, orucuyla nefsi arınan, zekât ve fitreyle paylaşmayı bilen kullarından eylesin; bayrama da arınmış gönüller ve paylaşılan sevinçlerle ulaşmayı nasip etsin. Âmin.