07 Ocak 2026
Soru
Cevap
Namaz ibadeti yükümlülük şartlarını taşıyan bütün Müslümanlara farz kılınmış olup Kur’ân-ı Kerim’de defalarca emredilmiş ve Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından “dinin direği” olarak nitelendirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) namaz ibadetinin önemini sık sık vurgulamış, farz namazlar yanında nafile namazlara devam etmiş ve ashâbını da buna teşvik etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) cuma namazları yanında beş vakit namazı daima cemaatle kılmış, ashabına namaz konusunda eğitimler vermiş, kendisi namazı nasıl kılıyorsa ashabının da öyle kılmasını emretmiştir (Buhârî, Ezân 18 [631]). Zira ibadetlerde asıl olan taabbüdîliktir. Yani ibadetlerin hem aslı (neyin ibadet olduğu) hem de keyfiyeti (nasıl yapılacağı) Allah ve Resûlü’nün bildirmesi ve Peygamber Efendimizin fiilî uygulamasıyla belirlenmiştir. Bu çerçevede namazların rekât sayıları ile kıyam, kıraat, rükû, secde gibi rükünleri yanında her bir rüknün edasıyla ilgili hususlar da bizzat Allah Resûlü (s.a.s.) tarafından uygulamalı olarak Müslümanlara öğretilmiştir. Namazda tahiyyat ve salli–bârik dualarının okunması da bu şekildedir. Peygamberimizin bizzat tatbikatından öğrenilen bu dualar, sahâbe-i kiramdan itibaren bütün Müslümanlar tarafından amelî tevâtür (uygulamaya dayalı kesintisiz aktarım) şeklinde günümüze kadar uygulanagelmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabenin uygulaması aynı zamanda hadis kaynaklarımızda da yer almıştır (Muvatta’, Salât, 53-56, 67; Buhârî, Ezân, 148 [831]; Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3370]; Müslim, Salât, 55-61, 65-69; Ebû Dâvûd, Salât, 181 [968], 182 [976]; İbn Mâce, İkametü’s-salât, 24 [899], 25 [904]).
Namazda tahiyyat ile salli–bârik dualarının okunmasını şirk ve bid‘at olarak nitelemek, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetine, sahabenin nakline ve ümmetin kabulüne açıkça aykırıdır. Nitekim şirk; Allah’ın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde veya O’na ibadet edilmesinde ortağı, dengi yahut benzerinin bulunduğuna inanmak demektir. Namazda okunan tahiyyat ile salli–bârik duaları, iddia edilenin aksine, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Allah’ın kulu ve resulü olduğunu ifade eder. Bu dualardaki hitap ifadeleri, muhataba seslenme ya da ona kutsallık atfetme gibi bir anlam taşımamaktadır. Nitekim hem Kur’an ve sünnette hem de Arap edebiyatında bunun çokça örneği bulunmaktadır. Dolayısıyla namazda bu duaları Allah’a kulluk amacıyla okuyan bir Müslümanın, bunu başka bir varlığa ulûhiyet atfetme veya onu ibadete lâyık görme inancıyla yaptığını düşünmek abestir. Bid‘at ise Peygamber Efendimizin (s.a.s.) vefatından sonra dinî bir delile dayanmadığı hâlde dinin gereği olduğu inancıyla yerine getirilen uygulamalar için kullanılan bir tabirdir. Dolayısıyla Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) bildirdiği, uyguladığı ve kendisinden ittifakla nakledilen tahiyyat ile salli–bârik dualarını namazda okumanın bid‘at olarak değerlendirilemeyeceği aşikârdır.
Sonuç olarak namazda tahiyyat ile salli–bârik dualarını okumanın şirk ya da bid‘at olduğu iddiası, ilmî dayanaktan yoksun asılsız bir iddiadır. Namazda bu duaların okunmasını şirk ve bid‘atle ilişkilendirmek, başta ashâb-ı kiram olmak üzere bütün Müslümanları şirk ve bid‘atle itham etmek anlamına gelir. Müslümanlar, Peygamber Efendimiz’den (s.a.s.) öğrendikleri ve nesiller boyunca nakledilen şekliyle namazlarını eda etmeli, ilmî kıymeti bulunmayan iddiaları dikkate almamalıdır.
Anahtar Kelimeler
Kurul Karar No
- Kurul Karar No:
- 1
- Tarih:
- 07.01.2026
- Ana Alan:
- İBADET, DUA ve TÖVBE
- Alt Alan:
- Dua