190 Diyanet Fetva Hattı

Soru

Bid‘at ve hurafe nedir? Müslümanın bid‘at ve hurafelere karşı tavrı ne olmalıdır?

Cevap

İslam dini, inanç, ibadet, ahlak ve temel hükümler bakımından Allah Teâlâ tarafından kemale erdirilmiştir. Nitekim Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim” (el-Mâide, 5/3) buyurarak dinin tamamlandığını açıkça bildirmiştir. Hz. Peygamber de (s.a.s.) veda hutbesinde, tebliğ görevini eksiksiz yerine getirdiğini ifade etmiş; din adına sonradan ortaya çıkarılan hususlarda Müslümanları uyarmıştır. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), “Kim bu işimizde (dinimizde) olmayan bir şeyi ortaya koyarsa o reddedilmiştir” (Buhârî, Sulh, 5 [2551]; Müslim, Akdiye, 17 [1718]) buyurarak, dinde aslı bulunmayan ilave ve değişikliklere yer olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Bid‘at; dinde aslı olmadığı halde, sonradan ortaya çıkan ve dinin bir gereğiymiş gibi kabul edilerek yapılan her türlü ilave veya eksiltmeyi ifade eden bir kavramdır. (bk. Halil b. Ahmed, Kitâbu’l-Ayn, “bd‘a”, 123; Cürcânî, et-Ta‘rîfât, 43: Şâtıbî, el-İʿtisâm, 1/49).

Bazı İslam âlimleri, bid‘atın sözlükteki ‘sonradan ortaya çıkan her şey’ anlamından hareketle bu kavramı, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutmuşlardır. Böylelikle dinî alanla ilgili olmayan yeniliklerin bid‘at kavramının kapsamına girmediğini belirtmek istemişlerdir. Söz konusu ikili ayırımı sözlük anlamından hareketle temellendirmek mümkün olsa da, dinde bahse konu olan bid‘atın iyi veya kötü şeklinde tasnifi uygun değildir. Zira reddedilen bid‘at sadece dinde yapılan mesnetsiz ilave ve değişikliklerdir. Dolayısıyla şer‘i bir dayanağı bulunan ve iyi görülen yenilikler zaten bid‘at sayılamayacağından böyle bir ayrıma gitmeye ihtiyaç yoktur. Bu itibarla günlük hayatın akışı içinde ortaya çıkan, örf ve âdete dayanan, dinî bir anlam ve ibadet kastı taşımayan yenilikler bid‘at kapsamında değerlendirilemez. Ulaşım, iletişim, sağlık, teknoloji vb. alanlarda icat ve yenilikler yapmak ve bunları kullanmak gibi hayatı kolaylaştıran unsurlar bu kabildendir. Aynı şekilde, dinin anlaşılması, yorumlanması ve yaşanmasına hizmet eden, ibadetleri kolaylaştıran uygulamalar da bid‘at kapsamına girmemektedir. Dinî metinlerin dijital ortama aktarılması, ibadet vakitlerinin bilimsel yöntemlerle hesaplanması, teravih namazının cemaatle kılınması, cenaze ve cuma namazları için salâ okunması, minare, hoparlör, tesbih gibi araçların kullanılması bu mahiyettedir.

Öte yandan bazı dinî gün ve gecelerde, dinen belirlenmiş özel bir ibadet bulunmadığı hâlde belirli sayılarla namaz veya zikir ihdas etmek; kabirlerden medet ummak, belirli eşya veya kişilere kutsiyet atfederek dinî fayda beklemek, inanç esaslarını zedeleyen söylem ve uygulamaları din adına savunmak en sık rastlanılan bid‘at örnekleri arasında yer almaktadır.

Sahih din anlayışını tehdit eden bir diğer unsur ise hurafedir. Hurafe; akl-ı selîme ve gerçeğe aykırı birtakım anlayış ve uygulamalar ile bazen din adına bazen de dinî bir amaç taşımadan benimsenen bâtıl inanç ve davranışlardır. (bk. İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḫrf”, 2/24; İbn Manzûr, Lisânü’l-ʿArab, “ḫrf”, 9/62).

Dileklerin gerçekleşmesi için belirli yerlere mum dikmek, ağaçlara çaput bağlamak, nazardan sakınmak amacıyla kurşun döktürmek gibi eylemler belli başlı hurafelerdir. Dinî ve manevî anlamlar yükleyerek meditasyon yöntemlerine başvurmak, bazı sembol ve nesnelerden medet ummak da hurafedir. Dolayısıyla bu tür inanış ve uygulamalardan uzak durmak gerekir.

İslam inanç ve ibadet esasları, vahiyle çerçevesi çizilmiş ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetiyle son şeklini almıştır. Bu itibarla bid‘at ve hurafelerin dinde yeri yoktur. Bu tür inanış ve davranışlar Müslümanların dinî hayatına zarar verir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sözün en doğrusu Allah’ın Kitabı, yolun en güzeli Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü dinde sonradan uydurulan bidatlardır ve her bid‘at, dalalet/sapmadır.” (Müslim, Cum‘a, 43 [867]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/424).

Sonuç olarak bir Müslüman için en güvenli ve doğru yol; hayatını, sahih dinî bilgiler ışığında yaşaması ve Allah’ın razı olduğu istikamet üzere kalmasıdır. Din adına sonradan ortaya çıkan ve aslı olmayan inanış ve uygulamalardan sakınmak; ilim, hikmet ve sahih bilgiye dayalı bir din anlayışını benimsemek müminin sorumluluğudur. Zira Kur’ân ve sünnete aykırı her inanç ve uygulama, dinin özünü zedelemekte, kulluk bilincini yaralamakta ve mümini farkında olmadan istikametten uzaklaştırmaktadır. Müslüman, dinini öğrenirken ve yaşarken her zaman doğru bilgiyi esas almalı, bidat ve hurafelerden uzak durmalı, itidal üzere olmalıdır.

Anahtar Kelimeler

Kurul Karar No

Kurul Karar No:
7
Tarih:
18.02.2026
Ana Alan:
İNANÇ KONULARIYLA İLGİLİ MESELELER
Alt Alan:
Bidat ve Hurafeler

Hızlı İşlemler

An unhandled error has occurred. Reload x

Rejoining the server...

Rejoin failed... trying again in seconds.

Failed to rejoin.
Please retry or reload the page.

The session has been paused by the server.

Failed to resume the session.
Please retry or reload the page.